Öncelikle
geçtiğimiz günlerde yaşanan okul saldırılarında hayatını kaybeden evlatlarımıza
ve şehit olan öğretmenimiz Ayla Kara’ya Allah’tan rahmet, kederli ailelerine
sabır diliyorum.
Yaralanan
öğrenci ve öğretmelerimizin bir an önce şifa bulmasını temenni ediyorum.
Bu
acı sadece o ailelerin değil, hepimizin ortak acısıdır. Çocuklarımızın eğitim
gördüğü yerler olması gereken okulların, güvenlik kaygısının konuşulduğu
alanlara dönüşmesi kabul edilemez bir tablodur.
Bir
ülkede çocuklar okula korkuyla gidiyorsa, veliler “acaba evladım eve sağ
dönebilecek mi” diye endişe ediyorsa, burada artık münferit olaylardan değil,
ciddi bir sistem zaafından söz etmek gerekir.
Afyonkarahisar’da
bir okulda yayılan tehdit mesajı sonrası yaşanan panik, öğrencilerin ve
velilerin duyduğu korku ve ardından gelen adli süreç, sorunun sadece görünen
kısmıdır.
Esas
mesele, bu tür olayların neden bu kadar kolay yaşanabildiği, gerekli önleyici
mekanizmaların neden işletilemediği ve okulların neden güvenli alan olma
özelliğini kaybettiğidir.
Bu
konuda yetkililerin sadece olay gerçekleştikten sonra değil; olay
gerçekleşmeden önce harekete geçmesi gerektiği açıktır.
Kıymetli
basin mensupları,
Afyonkarahisar’da
eğitimde yaşanan güvenlik sorunlarının ardından şimdi de kamu kurumlarında
liyakat tartışmaları gündeme gelmiştir.
Yerel basında yer alan, İl Özel İdaresi’nde
“el altından torpilli personel alımları yapıldığı” yönündeki iddialar son
derece vahimdir.
İşsizliğin
arttığı, gençlerin umut aradığı, binlerce vatandaşın hakkaniyetli bir fırsat
beklediği bir dönemde, kamu kadrolarının eşe dosta, yakına veya siyasi
referanslara göre dağıtıldığı yönündeki her iddia vicdanları yaralamaktadır.
Kamu
kurumları birilerinin arka bahçesi değil, milletin ortak evidir. Eğer bu
iddialar doğruysa bu durum sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir
çöküştür.
Eğer
doğru değilse de yetkililerin derhal çıkıp kamuoyunu tatmin edecek açık ve
şeffaf bir açıklama yapması zorunluluktur. Biz, işin iç yüzü ortaya çıkana
kadar bu iddianın peşini bırakmayacağız.
Öte
yandan, Afyonkarahisar’ın genel durumuna baktığımızda tablo daha da
ağırlaşmaktadır. Türkiye genelinde açıklanan büyük yatırım projelerinde, sanayi
ve teknoloji odaklı gelişim planlarında Afyonkarahisar’ın yer bulamaması, artık
tesadüf olarak açıklanamayacak bir durumdur.
Stratejik
konumu, lojistik avantajları ve üretim potansiyeli sürekli dile getirilen bir
şehrin, yatırım listelerinde yer almaması ciddi bir planlama eksikliğini ve
irade yetersizliğini göstermektedir.
Ayrıca
kamuoyunda geniş yankı uyandıran Mega Endüstri Bölgeleri planlamasında da
Afyonkarahisar’ın listede yer almaması dikkat çekicidir.
Türkiye’nin
sanayi yükünü daha dengeli dağıtma hedefiyle açıklanan yeni yatırım
alanlarında, coğrafi olarak kavşak noktada bulunan ve lojistik avantajları
sıkça vurgulanan bir ilin dışarıda kalması, şehir adına önemli bir kayıp olarak
değerlendirilmektedir.
Afyonkarahisar’ın
karayolu bağlantıları, üretim potansiyeli ve bölgesel erişim gücü ortadayken bu
fırsatlardan yararlanamaması, yatırım çekme kapasitesinin yeniden ele
alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Aynı
şekilde ihracat rakamlarındaki gerileme ve sanayi gelişmişliği
sıralamalarındaki düşük konum da bu tabloyu desteklemektedir.
Ulaştırma
alanında yıllardır verilen sözlerin tutulmaması, özellikle yüksek hızlı tren
projesine ilişkin sürekli değişen tarihler, kamuoyunda güven kaybına yol
açmıştır.
Afyonkarahisar’da
yolların hâlâ can almaya devam etmesi, altyapı sorunlarının çözülememesi ve
adalet hizmetlerine erişimde yaşanan aksaklıklar, bu şehrin kronikleşmiş
problemleri olarak varlığını sürdürmektedir.
Tarımsal
üretimde yaşanan zorluklar ve çiftçinin artan maliyetler karşısında ayakta
kalmakta zorlanması da göz ardı edilen diğer önemli başlıklardır.
Bunun
yanında su kaynaklarının verimli kullanılması, sulama altyapısının
güçlendirilmesi ve üreticinin finansmana erişiminin kolaylaştırılması artık
ertelenemez başlıklardır.
Mazot,
gübre, yem ve enerji maliyetleri yükselirken üreticinin gelirinin aynı hızda
artmaması, kırsalda üretim motivasyonunu zayıflatmaktadır.
Üreticinin
tarladan kazandığını girdiye vermesi sürdürülebilir değildir.
Ekonomik
açıdan bakıldığında ise sorun artık yalnızca rakamlardan ibaret değildir;
mesele doğrudan vatandaşın sofrasına, pazar filesine ve yaşam standardına
yansımaktadır.
Son yıllarda enflasyon karşısında ücretlerin ve maaşların erimesi nedeniyle
özellikle sabit gelirli kesimler ağır bir geçim baskısı altında kalmıştır.
Emekliler, maaşlarını daha ayın ortasına
gelmeden temel ihtiyaçlara harcamakta; kira, elektrik, doğal gaz, ilaç ve gıda
giderleri karşısında nefes almakta zorlanmaktadır.
Nominal
artışlar yapılsa dahi market rafındaki fiyat artışları, faturalardaki yükseliş
ve sağlık harcamalarındaki yük bu artışları kısa sürede etkisiz hale
getirmektedir.
Bugün birçok emekli torununa harçlık vermeyi değil, kendi mutfak masrafını
nasıl karşılayacağını düşünmektedir.
Bir zamanlar bir maaşla geçinebilen haneler
artık ikinci gelir arayışına girmiş, ileri yaştaki vatandaşlarımız yeniden çalışma mecburiyetiyle karşı
karşıya kalmıştır.
Bu tablo sosyal devlet anlayışı açısından
ciddi bir uyarıdır.
Afyonkarahisar özelinde de esnafın daralan talep nedeniyle satışlarının zayıfladığı,
vatandaşın zorunlu harcamalar dışında tüketimi ertelediği açıkça görülmektedir.
Çarşıda hareket azalmakta, küçük işletmeler
artan kira ve maliyet baskısı altında ayakta kalma mücadelesi vermektedir.
Ekonomideki
yavaşlama sadece işletmeleri değil, şehirdeki istihdamı da doğrudan
etkilemektedir.
Genç işsizliği, nitelikli istihdam eksikliği ve göç eğilimi de ekonomik
sıkışmanın başka bir boyutudur.
Eğitimini
tamamlayan gençler kendi şehirlerinde güçlü bir gelecek göremediğinde başka
illere yönelmekte, bu durum ise Afyonkarahisar’ın insan kaynağını
zayıflatmaktadır.
Kısacası vatandaşın cebindeki para küçülürken hayat pahalılığı büyümektedir.
Ekonomik göstergelerdeki her olumsuzluk, mutfaktaki tencereye, öğrencinin
beslenme çantasına ve emeklinin ilaç listesine doğrudan
yansımaktadır.
Afyonkarahisar’da
ayrıca şehirleşme ve yaşam kalitesi bakımından da çözüm bekleyen sorunlar
bulunmaktadır.
Trafik
yoğunluğu, plansız yapılaşma, otopark yetersizliği, bazı bölgelerde altyapı
eksikleri ve gençlere yönelik sosyal alanların sınırlı kalması günlük yaşamı
zorlaştırmaktadır.
Bir
şehir yalnızca yollarla değil; nefes alınabilir kamusal alanları, kültür-sanat
imkanları ve yaşanabilir çevresiyle gelişir.
Afyonkarahisar’da
son günlerde en çok dikkat çeken ve üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir
diğer konu ise sağlık alanında ortaya atılan iddialardır.
Yerel basında yer alan haberlerde, sağlık
çalışanlarına yönelik mobbing iddiaları, kurum içi huzursuzluk, yöneticiler
arasında yaşandığı ileri sürülen krizler ve bir sağlık çalışanının yaşadığı
baskı sonucu intihar girişiminde bulunduğuna dair iddialar kamuoyunda büyük
endişe yaratmıştır.
Bu
kadar ağır iddiaların gündeme geldiği bir ortamda, yetkili makamların sessiz
kalması kabul edilemez.
Kamuoyunun
doğru ve şeffaf şekilde bilgilendirilmesi gerekirken, soruların cevapsız
bırakılması, sorunların üzerinin örtüldüğü yönünde bir algı oluşturmaktadır.
Kamu
yönetiminde sorumluluk makamında bulunanların, eleştirilere kulak tıkamak
yerine açıklıkla ve şeffaflıkla cevap vermesi gerekir.
Sağlık gibi doğrudan insan hayatını
ilgilendiren bir alanda yaşanan sorunların görmezden gelinmesi, sadece
çalışanları değil, tüm vatandaşları etkileyen bir risk alanı oluşturur.
Bu
nedenle, sağlık alanında dile getirilen tüm iddiaların titizlikle araştırılması
ve kamuoyunun tatmin edici şekilde bilgilendirilmesi zorunluluktur.
Sonuç
olarak, bugün karşı karşıya olduğumuz tablo; güvenlikten ekonomiye, sağlıktan
yatırımlara kadar birçok alanda ciddi sorunların biriktiğini göstermektedir.
Bu
sorunların çözümü için gerçekçi, planlı ve samimi bir yönetim anlayışına
ihtiyaç vardır. Sorunları görmezden gelmek ya da üzerini örtmeye çalışmak, bu
sorunları ortadan kaldırmaz; aksine daha da büyütür.
Afyonkarahisar’ın
ve ülkemizin bu sorunları hak etmediğini düşünüyor, tüm yetkilileri sorumluluk
almaya, şeffaf olmaya ve somut adımlar atmaya davet ediyorum.
Çünkü
bu meseleler siyaset üstüdür; doğrudan vatandaşın can güvenliği, refahı ve
geleceği ile ilgilidir.
Katılımınız,
ilginiz ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesine sunduğunuz katkı için tüm basın
mensuplarına teşekkür ediyor; Afyonkarahisar’ımızın hak ettiği hizmetlere
kavuşması adına bu sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla ifade
ediyorum.
İlk Yorumu Sen Yap